Türk evinin plan tiplerini kim ayırdı, sofa neden bu kadar önemli? Bu yazıda Sedad Hakkı Eldem kimdir, Türk evi için ne yaptı ve neyi çözemedi sorularını kaynaklarıyla açıyoruz.
Türk evini ölçülebilir hâle getiren adam
Bir şeyi sevmek başkadır, onu tarif edebilmek başkadır. Yirminci yüzyılın başında Türk evi seviliyordu ama tarif edilemiyordu. Herkesin aklında bir görüntü vardı: cumba, ahşap, geniş saçak, bahçe. Ama "Türk evi nedir" diye sorulduğunda verilecek cevap duygudan ibaretti.
Sedad Hakkı Eldem bu soruyu bir mimarlık sorusuna çevirdi.
1908'de İstanbul'da doğdu, 1988'de İstanbul'da öldü. Güzel Sanatlar Akademisi'nden 1928'de mezun oldu; ardından toplam üç yıl Fransa, İngiltere ve Almanya'da çalıştı. Yani Avrupa'yı kitaptan değil, içinden tanıdı. Döndüğünde yaptığı şey ilginçtir: Avrupa'yı taklit etmedi, Avrupa'nın kendi evine bakma yöntemini aldı ve o yöntemi bizim evimize uyguladı.

Sedad Hakkı Eldem (1908-1988).
Sofaya göre sınıflandırmak
Sedad Hakkı Eldem, Türk evini sofasının konumuna göre dört tipe ayırdı: sofasız, dış sofalı, iç sofalı ve orta sofalı. Bu ayrım bugün hâlâ kullanılan sınıflandırmadır.
Eldem'in en kalıcı işi bir bina değil, bir kitaptır: Türk Evi Plan Tipleri, İstanbul Teknik Üniversitesi yayını, 1954.
sofanın konumu her tipte değişiyor">Eldem'in yaptığı ayrım: evi sofasının yerine göre sınıflandırmak.
O kitapta yaptığı şey basit görünür ama değildir. Türk evini sofasına göre sınıflandırdı. Sofa — evin içindeki o toplayıcı boşluk — nerede duruyorsa, ev o tipe giriyordu. Sofasız, dış sofalı, iç sofalı, orta sofalı.
Bu neden önemli? Çünkü sınıflandırma, bir şeyi tartışılabilir kılar. Sofasına göre ayrılmış bir ev artık "eski güzel ev" değildir; belirli bir mekân kurgusudur, karşılaştırılabilir, eleştirilebilir, geliştirilebilir. Eldem'den önce Türk evi bir nostaljiydi. Eldem'den sonra bir tipolojidir.
Bugün biz de o sınıflandırmayı kullanıyoruz. Bir evin planına bakıp "bu iç sofalı" diyebiliyorsak, bunu ona borçluyuz.
Milli Mimari Semineri — 1932
Sedad Hakkı Eldem, Milli Mimari Semineri'ni 1932'de Güzel Sanatlar Akademisi'nde kurdu. Amaç, öğrencilerle birlikte geleneksel evleri yerinde ölçmek, çizmek ve belgelemekti.
Eldem, Akademi'de Milli Mimari Semineri'ni 1932'de kurdu. Amaç öğrencilerle birlikte Anadolu'yu ve İstanbul'u dolaşıp geleneksel evleri ölçmek, çizmek, belgelemekti.

Seminerin işi buydu: evleri yerinde ölçmek, çizmek, belgelemek.
Bunun değerini bugünden anlamak zor olabilir. O evlerin çoğu artık yok. Yanan, yıkılan, yerine apartman dikilen o yapılar bugün yalnızca çizim olarak duruyor — ve o çizimlerin önemli bir kısmı bu seminerden çıktı. Eldem ve öğrencileri, kaybolmakta olan bir mimarlığın tutanağını tuttular.
Seminerin ürünü olan ilk yapı Yalova Termal Oteli oldu (1934-37).
Ömrünün işi
Eldem yazmayı bırakmadı. Köşkler ve Kasırlar iki cilt hâlinde çıktı (Devlet Güzel Sanatlar Akademisi yayını, 1969 ve 1974). Türk Bahçeleri 1976'da Kültür Bakanlığı yayını olarak yayımlandı.

Bugün o evlerin çoğu yok. Elimizde kalan şey çizim.
Ama kendi deyişiyle ömrünün işi olan kitap, Türk Evi: Osmanlı Dönemi'dir. TAÇ Vakfı yayını olarak üç cilt hâlinde 1984, 1986 ve 1987'de çıktı. Yani seksen yaşına bir yıl kala tamamladı. Ölümünden bir yıl önce.
Bir insanın ömrünü tek bir konuya vermesi bugün tuhaf karşılanıyor. Eldem elli altı yıl aynı soruyu sordu: Bu evin aklı neydi?
Taşlık Kahvesi — kopyalamak mı, göstermek mi?
Eldem'in en çok tartışılan yapılarından biri Taşlık Kahvesi'dir (1947-48).
Tartışmanın sebebi şu: yapının planı, 1699'da yapılmış Amcazade Köprülü Hüseyin Paşa Yalısı'nın planının neredeyse birebir tekrarıdır. Dönemin eleştirmenleri bunu gerileme saydı — mimar geçmişi kopyalıyor, dediler.
Eldem'in tercihi ise bilinçliydi. Bir plan şemasının, üç yüz yıl sonra bile hâlâ işlediğini göstermek istiyordu. Kopya bir savunma değil, bir iddiaydı: bu kurgu eskimemiştir.
Haklı mıydı? Tartışılır. Ama sorduğu soru bugün de bizim sorumuz: geleneksel bir plan şemasını bugüne taşırken nereye kadar sadık kalınır, nereden sonra taklit olur? Eldem bu soruyu net bir cevapla değil, yapılarla yanıtladı — ve her yapıda cevabı biraz değişti.

Eldem'in eskizi: ahşap tavan, ortada fıskiye, çevrede sekiler. Üç yüz yıllık bir kurgunun yeniden çizilmiş hâli. Çizim: SALT Araştırma.
Zeyrek — ödül alan ama boğulan yapı
Sedad Hakkı Eldem'in en çok bilinen yapısı Zeyrek'teki Sosyal Sigortalar Külliyesidir (1962-64). 1986'da Ağa Han Mimarlık Ödülü'nü kazandı.
Eldem'in en çok bilinen yapısı, Zeyrek'teki Sosyal Sigortalar Külliyesi'dir (1962-64). 1986'da Ağa Han Mimarlık Ödülü'nü kazandı.
Bu yapı, tarihî dokunun ortasına yerleşirken çevresini yok saymayan, tersine ölçeğini ve kütlesini komşularına göre kuran ender örneklerden biridir. Büyük bir programı tek bir blok yapmak yerine parçalara ayırır; aralarında geçitler, avlular, kot farkları bırakır. Yani bir kamu binası, mahalleyi ezmeden mahallenin içine oturur.
İşin acı tarafı da burada. Yapının kentle kuracağı o ilişki, zamanla kesildi. Aralarda bırakılan geçitler kapandı, yapı çevresinden koparıldı, tasarımın bütün mantığı işlemez hâle geldi.
Bu yüzden ödül tuhaf bir ödüldür: bağlamıyla var olmak üzere kurulmuş bir yapı, bağlamı öldükten yıllar sonra ödüllendirildi.
Buradan çıkan ders bize doğrudan bakıyor: iyi mimarlık tek başına yetmez. Bir yapı ne kadar doğru kurgulanmış olursa olsun, şehir onu boğabilir. Mimarlığı ayakta tutan şey yalnız mimarın kalemi değil, o kalemin çizdiğini koruyan bir düzendir.

Programın tek blok değil, ayrı kütleler hâlinde kurulduğu planda görünüyor: ofis, klinik, banka, kafeterya — aralarında avlular. Çizim: SALT Araştırma.

Yapı yamaca oturur ve eğimi izleyerek kademelenir; hiçbir kütle komşusunu ezecek yüksekliğe çıkmaz. Çizim: SALT Araştırma.
Peki Eldem neyi çözemedi?
Övmek kolaydır. Eksiği söylemek daha faydalıdır.
Eldem, Türk evini belgeledi ve sınıflandırdı. Bunu kimse ondan iyi yapmadı. Ama belgelemek, yeniden üretmek demek değildir. Onun çözemediği şey, bu mimarlığın sıradan insan için, sıradan bütçeyle, sıradan bir arsada nasıl kurulacağıydı.
Yaptığı konutların büyük kısmı varlıklı ailelere ait tekil evlerdir: Rıza Derviş Evi (1956-57), Uşakgil Evi (1956-65), Hilmi Sönmez Evi (1981-84). Bunlar değerli yapılar; ama bir ülkenin konut sorununa cevap değil.

Eldem'in bir oda içi eskizi. Böyle bir odayı ölçebiliyordu, çizebiliyordu, anlatabiliyordu. Çoğaltamadı. Çizim: SALT Araştırma.
Aynı yıllarda Türkiye'nin şehirleri apartmanlaşıyordu. Eldem'in ürettiği dil, o apartmanlaşmanın karşısına ölçeklenebilir bir alternatif koyamadı. Yüksek nitelikli tekil örnekler kaldı; sistem kurulamadı.
Bugün bizim işimiz tam olarak burada başlıyor. Eldem'in bıraktığı yerde duran soru şu: bu evi çoğaltabilir miyiz? Bir kişiye değil, bir topluma yapılabilir mi? Ustası bulunabilir mi, malzemesi yerinde bulunabilir mi, maliyeti karşılanabilir mi?
Eldem bize dili verdi. Sistemi kurmak bizlere kaldı.
Neden bugün onu anıyoruz
Türkevimiz'in yaptığı işin altında onun arşivi de var. Bir evin sofasından söz edebiliyorsak, bir plan tipinden söz edebiliyorsak, geleneksel bir kurguyu bugünün hayatına taşımayı tartışabiliyorsak, bu tartışmanın zeminini o döşedi.

Bir evin sofasından söz edebiliyorsak, bu tartışmanın zeminini o döşedi.
Ve bir şeyi daha gösterdi: geleneği savunmak, geçmişte yaşamak değildir. Eldem betonarme kullandı, cam cephe yaptı, otel yaptı, fabrika yaptı. Geleneksel olan biçimleri değil, aklı taşıdı.
Bizler de benzerini yapmaya çalışmalıyız.
Kaynaklar
Eldem'in yapıları, kitapları ve tarihleri için kendi yayınları ile üzerine yazılmış akademik çalışmalar esas alınmıştır: Türk Evi Plan Tipleri (İstanbul Teknik Üniversitesi, 1954), Köşkler ve Kasırlar (1969, 1974) ve Türk Evi: Osmanlı Dönemi (TAÇ Vakfı, üç cilt: 1984, 1986, 1987). Ağa Han Mimarlık Ödülü tarihi Yapı dergisi sayı 70 (Aralık 1986) üzerinden doğrulanmıştır. Çizim ve arşiv belgeleri: SALT Araştırma. Kapaktaki yapı Boğaziçi'ndeki Suna Kıraç Yalısı'dır.
Yorumlar (0)
Yorum yazmak için giriş yapın.
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın!
